1 Aralık 2010 Çarşamba

Kördüğüm

Akşam, bütün yorgunluğuyla çökerken omuzlarıma, boyun eğmedim ona. Bütün gücümü toplayarak gazete yazısını yazmak üzere bilgisayarın başına geçtim. Bir köşeye çekildiğimi gören ev arkadaşlarımdan biri sordu:
“Ne yazıyorsun?”
“Söylemem.” dedim muzırca. “Yayınlanınca okursun.”
“Aşktan bahsetmezsen okumam.”
İlkin bu açık tehdit karşısında ne diyeceğimi bilemedim. Bir yazarın en büyük korkularından biridir okunmamak, başka yüreklere, zihinlere ulaşamamak… Varoluş amacının korkunç bir vartaya yakalanmasıdır. Hatta anlam kaybına uğramasıdır da diyebiliriz.
Peki, ya aşkı anlatmak… Dik bir yamaçta küçük adımlarla tıknefes yol almaya benziyordu. Şairler onu anlatmak için türlü dili dökerken bana ne oluyordu! Hemen birkaç dizenin neftî gölgesine sığındım kelimelerden medet umarak. Yeniden var oluştur ya da bir başka türlü oluştur bu/ Nice aldanmalardan sonra bir aşka dönüştür bu.*
Yunus Emre’nin anlattığı gibi nereye girerse girsin kimyasını mı değiştirir ol kimsenin/nesnenin? Dağa düşer kül eyler/Gönüllere yol eyler/Sultanları kul eyler/Hikmetli nesnedir aşk.
Aşk, yani aşırı sevgi, bağlılık, sevda deyince benim aklıma Sevgililerin sevgilisi Hz. Muhammed (asm) ile el üstünde tuttuğu eşi Hz. Aişe’nin arasında geçen diyalog gelir. Bir lahzada rivayet temsile dönüşüverir zihnimde.
Menevişli ışıkların küçücük hanelerini aydınlattığı bir vakitte, Hz. Aişe merakını yenemeyip aylardır zihnini meşgul eden suali sorar sevdiğine.
“Ya Resulallah! Beni seviyor musun?”
“Evet, ey Aişe, seni seviyorum.”
Kadın fıtratı gelen cevapla yetinmez elbette. Teyit maksadında bir sual daha gönderir eşine.
“Peki, beni nasıl seviyorsun?”
“Kördüğüm gibi.”
Sevginin böylesi güzel ifadelendirilişi büyüler Aişe’yi. Nihayetinde bilir ki, kördüğüm çözülmesi imkânsız, sağlam mı sağlam, ilmeksiz bir düğümdür. Ne dışarıdan ne içeriden bir müdahale onu açar, bozar, yıpratır, yok eder.
O, ne vakit derhatır etmek istese sevildiğini, heyecan ve korkuyla sorardı aynı suali.
“Ey Allah’ın Resulü! Kördüğüm ne âlemde?”
“İlk günkü gibi…”
İşte sevgide bağlılığın, tazeliğin ve güvenin böylesine kuvvetli olduğu bir başka örnek yoktur benim zihnimde. Ötesi hep hikâye…

*Ümit Yaşar Oğuzcan

30.Kasım.2010 Yeni Asya Gazetesi

6 yorum:

8ex-en8 dedi ki...

Alıntıları kırmızı yazıyorsun biliyorum ama böylesi daha ii

Hayal Meyal dedi ki...

harika!

Adsız dedi ki...

Aşkın ne olduğunu?Aşkın insanın elinde mi yoksa istemeden de oluyor mu die düşünürdüm.İstemden bunu yaşıyorum galiba...

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

Cem, ruh halimle alakalı bir durum. hepsi naçizane benm yazılarım, kafama gre bazen renklendiriyorum, sen deyince fark ettim;)
Büşra,her zaman takip ediyorsun, farkındayım,çok teşekkürler..:)
Sevgili Adsız,büyük bir tecrübenin ta kendisini yaşıyorsun. başarılar;)

insansever dedi ki...

Her okuduğumda her dinlediğimde kördüğümü, bir düğüm takılıyor sanki boğazıma. Hayran kalıyorum her seferinde. Çok güzeldi. Teşekkürler..

KuMbaRaMdaKi KeLiMeLeR dedi ki...

ben teşekkür ederim mesajına ve beğenmene İnsansever!:)

Adem ile Havva

“Merhaba.” dedi kadın. Sesi yorgundu. Sair zamanlara göre daha boğuk ve zoraki çıkmıştı. Odadakiler kafa salladılar. Aralarında tar...