11 Kasım 2010 Perşembe

Anı: Baba, Allah Kim?


Otobüs, fakültenin önünde durur durmaz, hızla kapıdan atladım. Koşar adımlarla ilerliyor, bir yandan içine bir dünya dolusu ıvır zıvır doldurduğum çantamdan not defterimi çıkarmaya çalışıyordum. Bir türlü aklımda tutamadığım ders yeri ve saatini not ettiğim deftere ulaşınca bir lahza için soluk aldım. 223 numaralı derslik, 10.30, Din Psikolojisi.
Kapıyı çalıp içeri girdim, hocayı rahatça görebileceğim boş bir yer bularak oturdum. Ders başlayalı yarım saat olmasına rağmen hocanın beni dersten çıkaracağı endişesi taşımıyordum; çünkü kendisi Amerika’dan yeni gelmiş, rahat ve açık fikirli biriydi.
Daha ilk dersinde bu farklılığını bize hissettirmiş ve bizden her yönüyle rahat olmamızı istemişti. Sınavlarında kitapların serbest olacağı haberini verdiğinde gözlerimizde yanan ışıklar İstanbul’u aydınlatmaya yeterdi! Derste çayımızı yudumlarken onu dinleyebilir, hatta sakız bile çiğneyebilirdik. Hiç çekinmeden düşüncelerimizi dile getirmemiz, her konuda cesurca tartışabilmemiz noktasında bize ısrar ediyordu.
Bir anda okulun en iyi ve en sevilen hocası oluvermişti. Tam da, öğrencinin arzuladığı hoca tipiydi karşımızdaki. Derdi olan soluğu hocanın yanında alıyor, adeta bir nevi terapi yapıyorlardı. Danışman hocalardan daha çok danışılır olmuştu kendisine.
Düşler ülkemde, bunları düşünedururken, hocanın bir sözüyle daldığım âlemden sınıfa dönüverdim.
“Ben çocuklara din eğitimi verilmesinden yana değilim. Çocuklarıma da bu eğitimi vermiyorum. Onlar, kendi arzularıyla merak edip, araştırmalı ve tercihlerini belirlemeliler. Böylece taklitçilikten uzak, tahkiki imanın sırrına kavuşacaklar.”
Hocanın bu sözleriyle sınıf kesif bir homurtuya kapıldı, her kafadan bir ses çıkıyor, herkes onu ikna etmek için türlü deliller sunuyordu. Hoca hiç birine itiraz etmiyor, ancak kendi fikirlerinden de vazgeçmiyor ve gülümseyerek bizi dinliyordu.
“Bakın size bir şey anlatacağım.”
Sesler yavaşça kesildi, her ne kadar düşüncelerine katılmasak da, hocamıza saygımız büyüktü. Nazarıdikkat ile ağzından ne çıkacağını bekliyorduk.
“Bu olay, birkaç yıl önce Amerika’da bir çocuk parkında meydana geldi. Kızım henüz 5-6 yaşlarındaydı. Arap arkadaşlarıyla beraber oyun oynuyor, biz de eşimle uzaktan onları seyrediyor ve sohbet ediyorduk.
Sohbetin tatlı rehavetinden kızımın çığlıklarıyla uyandım. Koşarak bana geldi. Korkuyla ona sarıldım; eline, koluna, başına baktım, herhangi bir yara izi, kan yoktu, gayet sağlam görünüyordu. Saçını okşadım, ağlamadan neler olduğunu anlatmasını istedim. Kızım bağıra çağıra bana sormaya başladı:
‘Baba, Allah kim? O beni ateşte yakacakmış!’”
Hoca anlatmaya devam ediyordu; ancak ben bir yerlerde takılı kalmıştım. Allah kim? sorusu beni yerle bir etmişti. Yaratıcısından bîhaber yetiştirilmiş bu çocuk bende acıma ve şefkat hissi uyandırmıştı.
“Arap arkadaşları, ona neden başını örtmediğini sormuş. Başını örtmezsen Allah seni yakar, ateşinde yanarak ölürsün, demişler. Kendisine örtünmenin mükellef olmadığı bir çocuk, yaşıtlarının aldığı yanlış ve acımasız bir eğitim tarafından korkulara maruz bırakılıyor.”
Genelde sessiz sakin bir öğrenciyimdir. Derslerde pek söz almaz, daha çok dinleyici konumunda olurum. Fakat duyduğum olay ve tabi ki hocanın rahatlığı üzerine fikrimi beyan ediverdim hemen.
“Hocam!” dedim. “Keşke siz çocuğunuza önceden, Allah’ın merhametli, şefkatli, sevgi dolu bir yaratıcı olduğunu anlatsaydınız da, çocuğunuz başkaları tarafından yanlış bir Tanrı imajıyla darbe yemeseydi, hurafevi korkulara kapılmasaydı.”
Hoca aynı tebessümüyle karşılık verdi.
Perdeleri sonuna kadar açılmış pencereden dışarı baktım. Bahçedeki çam ağaçları, rüzgârın esintisine kapılmış, sallanıyordu. Güneşli, güzel bir gündü.  Hayat tüm zıtlıklara ve farklılıklara rağmen özgürlüğü ve tuhaflığıyla bizi şaşırtmaya devam ediyordu. Bir dönem boyunca her Salı, 10.30 dersinde kendi küçük Amerika’mızda fikirlerimizi yargılanma korkusu olmadan hür bir şekilde tartışmaya ve anlatmaya devam ettik.

Genç Yaklaşım Dergisi, Kasım 2010

Hiç yorum yok:

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...