27 Ekim 2010 Çarşamba

Hayat Dersleri 2

Hepimizin vardır önyargıları. Yeni tanıştığımız bir kimseye uzaktan bir bakış atar; görüntüsüne göre değerlendiriveririz hemencecik. Kafamızda peşin hükümler sıralanırken art arda, kalıptan kalıba sokarız jest ve mimiklerini, hal u etvarını. Hakir görürüz bir anda onu o yapan her şeyi.
Günlerden bir gün çarşıya gitmek için minibüse binmiştim. Birkaç durak sonra yaşlı bir kadın bindi minibüse. Saçları bakır sarısına boyalıydı. Pembe ruju yapay bir güzellik katıyordu yüzüne. Altmış yaşlarında olmalıydı. Gözüme çarpar çarpmaz, hakkında kötü düşünmeye başladım nedense. Yaşına başına bakmadan nasıl da süslenmiş, diyerek içten içe ayıpladım. Ancak, içeri adımını atan kadıncağızdan gayet sesli bir Besmele duyunca büyük bir şaşkınlığa uğradım.
O an hissettiğim tek şey sadece koca bir utançtı!
Ben, adımlarını Besmelesiz atan zavallı biriydim; üstüne üstelik farkında olmadan Allah’ın adını kendisine vird edinmiş, O’nun ismine sığınmış, O’nun mülkü olduğunu ilân eden bir kulu beğenmeyerek küçümsüyordum.
Yutkundum. Aldığım nefes beni boğuyor gibiydi.
O gün bir söz verdim kendime; düşüncelerimle olsa dahi insanları yargılamayacaktım…
***
Geçenlerde, liseden bir arkadaşımın üniversiteyi kazandığı haberini aldım. İlk başta büyük bir hayret kapladı bütün benliğimi. Bizler liseden mezun olalı koskoca beş yıl geçmişti. O ise, ilerleyen yaşına ve zamana aldırmadan topladığı cesaret ve özgüveniyle sınava hazırlanmış, nihayetinde muvaffak olmuştu.
Montesquieu’nun o güzel sözü geldi aklıma: Dünya üzerinde en güçlü silâh ateşlenmiş insan ruhudur.
Hakikaten de, insan gerçekten, ama gerçekten istediğinde, zamanı ve mekânı umursamaksızın her şeyi yapabiliyor. Zaten bu irade ve bilinçle yaratılmış olması, ona bu özelliği kazandırıyor. Bütün esmayı bünyesinde barındırması ve bütün kemalata müstaid olması boşuna değil.
Renkli kalemlerle Montesquieu’nun sözünü yazıp odamın duvarıma astım. Gelip geçtikçe okuyor, zihnime nakşediyor ve kalbime güç vermesini diliyorum.
***
Kardeşlerim ve ben bir sürpriz yaparak birkaç ay önce anneme bir muhabbet kuşu aldık; ismi Şükür. 3 aylık bir yavru. Haliyle evimizin en küçüğü, neşesi, maskotu oldu... Yanına gidip konuşuyor, sohbet ediyor, gününün nasıl geçtiğini soruyoruz. Onunla muhabbet ederken adeta kendisinden geçiyor, gözlerini açıp açıp kapatıyor, mayışıyor durduğu yerde. Her canlı gibi ilgiden o da anlıyor ve memnun kalıyor.
Şükür, gözlerini kırpıştırıp gevşerken, kirpikleri olduğunu fark ettim. İncecik, kısacık ve narin mi narindi. Dikkat edilmediği takdirde hiç anlaşılmayacak bir ayrıntıydı. Dünyaya yeni bir şey kazandırmış gibi heyecanla anneme seslendim:
“Annee, Şükür’ün kirpikleri var!”
Her mahlûkatı özene bezene yaratan Rabbim san'atını en mükemmel şekilde onun üzerinde de göstermişti. Esma-i İlâhiye sonsuz güzellikleriyle uzanıyordu önümüzde.

27.10.2010 Yeni Asya Gazetesi 

23 Ekim 2010 Cumartesi

Hançerlenen Hayaller

Ekim ayı, solgun yüzü ve hiç dinmeyen gözyaşlarıyla sürekli aynı şarkıyı mırıldanıyordu adı hüzün olan. Rahmet sağanak halinde yağıyor, rüzgâr sert mi sert esiyordu. Nefti bulutlar gökyüzünü kaplamış karanlığa mahkûm etmişti insanları… Günlerden Cumaydı, vakitlerden öğlen.
Liseden bir grup arkadaşımla sözleştiğimiz vakitte sahilde yeni açılan, şehrin meşhur pastanesinde buluştuk. Kimi evlenmiş, çoluk çocuk sahibi olmuştu. Kimisi master tezini bitirmeye çalışıyor, kimisi iş hayatının hengâmesinde nasıl yorulduğundan bahsediyordu.
Bir anda yıllar evveline gitti aklım. Hepimiz çok iyi yerlerde iyi şartlarda okuyabilecek kızlardık. Üniversite deneme sınavlarında yüksek puanlar alıyorduk. Tıp, mühendislik, psikoloji, gazetecilik okumaktı hedeflerimiz. Oysa hepimiz bir noktada kilitlenip kalmıştık: İmam Hatipliydik!
28 Şubat’ın mağdurları, bir avuç insandık, ama yüreklerimiz kocamandı. Ne hayaller kurardık sonsuzluğa açılan. Bizler istediğimiz bölümü okuyacak, sevdiğimiz mesleği yapacak ve mutlu olacaktık.
Bu süreçte imkânı olan bazı arkadaşlarımız yurtdışına okumaya gitti. Arzu ettikleri bölümde başörtüleriyle okuyabildiler. Bir kısmı beceremedi, başaramadı, geri döndü.
Bir zamanlar Tıp Fakültesi puanına denk olan İlahiyatı kazandı bazısı. Nihayetinde başörtüsüyle üniversite okumak ve dinî ilimleri tahsil etmek vardı. Muvaffak olabilenler azimle, şevkle ve nice zorluklardan geçerek bitirdiler okullarını.
Sevmediği bölümde okumamak, kendine eziyet etmemek için açık öğretim yahut iki yıllık bölüm seçenler oldu; gayretli olan DGS ile dört yıllığa tamamladı.
Hiçbirini göze alamayanlar evde oturmayı yahut evlenmeyi tercih etti.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın betimlediği gibi, bütün hayaller/imiz, içinde en ufak bir zembereği kımıldatmadan, bir kayanın üzerinden aşan dalgalar gibi beyhude ve kendisine/kendimize yabancı akıp gittiler.
Hayat kimsenin planladığı, istediği gibi gitmiyordu bazı noktalarda. Hakkımızda hayırlı olan neyse o biçiliyordu bahtımıza.
Tatlılarını kaşıklayan arkadaşlarıma uzun uzun baktım. Geçmiş günlerden söz edildiği lâhzada beher yüzlerde buruk tebessümler doğuyordu. Bizler içimizde biriken ukdelerle hayata devam ediyorduk…
İmanımız tamdı; kader, adalet ve hikmetle iş görürdü.
Ya bu dünyada ya öte âlemde verilecek hesaplar vardı.
İşte biz bu yüzden kadere, ahirete inanıyor; sabırsızlıkla mahkeme-i kübranın kurulacağı günü bekliyorduk.

20.10.2010 Yeni Asya Gazetesi

11 Ekim 2010 Pazartesi

Son Mektup!


şimdi uzun bir yolculuğa çıkıyorum Martin... korkarım bir müddet beni bulamayacaksın. ardımda sana hüzünler, şiirler, kelimeler bırakıyorum...
Raskolnikov'a benden selam söyle... ne zamandır septik düşüncelerini benimle paylaşıyor, rahatlıyordu. artık ona yardımcı olamayacağım. çok üzgünüm.
bu sabah uyandığımda bir insandım. bunu özellikle Gregor Samsa'ya iletin. neden böyle oldu anlamış değilim..belki o bu konuda bir şey söylemek ister.
tüm değerli varlığımı, deli gibi kıymet verdiğim kitaplarımı Andrey'e bırakıyorum. Jean Valjean alınmasın lütfen...
Andrea, verdiğimiz sözü unutmadın değil mi? bir gün dünyanın ortasında; ispanyada buluşacağız. ve bol bol fotoğraf çektireceğiz.

benim için yazdığın şiirleri kimseye gösterme Şair Ka... yakın bir zamanda döneceğim ve sonbahar yıldızlarının altında, tatlı bir yel yüzümüzü yalarken birbirimize okuyacağız hepsini.
Gail, artık intihar etmekten vazgeç... sana verilen mükemmel bir hayat var... herkes bu fırsatı iyi değerlendiremiyor. sen bu işin üstesinden gelecek kızsın.
haydi o sevdiğimiz şarkıyı söyle bana Arda, böylece ağlamadan uzaklaşayım buralardan; git kendini çok sevdirmeden.
Anna Heymes, hatırlayamadığın tek yüz benimki olmasın sakın!

her birinize kucak dolusu sevgiler gönderiyorum; tek avuntum yeniden karşılaşacağımızın bilinci.
işte ben bu yüzden ahirete inanıyorum.



5 Ekim 2010 Salı

Madde Madde Bir Hayatın Anatomisi


aceleyle biriktirilmeye başlanan gazete yazıları. hangi konuyu yazsam diye daha çok efor sarf etmek, daha hızlı düşünmeye gayret etmek...
*
bavul toplama fiilinin ilk telaşeleri. yavaş yavaş oluşturulmaya başlanan liste. kalacaklar, götürülecekler, terk edilecekler...
*
hayatıma yeni bir sayfa açarken, hayatımdan çıkardıklarıma seslenmek: rahatsız etme gardaşım...
*
doğduğum şehre dönüş... bu şekilde olmamalıydı; hiçbir heyecanı yok şimdi.
*
okunması gereken kitaplara, bitirilmesi gereken film ve dizilere ağırlık vermek...
*
haftada bir güne, ne çok şey sığdırabilirim düşüncesiyle planlar yapmak. a, b, c, d planları oluşturmak ha bire...
*
eskisi gibi "her şeyi dile getirmekten" uzak durmak...
*
popüler kültürün malzemelerinden, bağnazlığından ve kendini tekrarlayan sürecinden nefret etmek.
*
ilim için yollara düşmek... meleklerin kanatları altında gölgelenmek arzusuyla...
*
kitap kahramanlarıyla daha sık konuşur olmak...
*
daha çok hayal kurmak, daha çok ziyarete gitmek düşler ülkesine.
*
sosyal paylaşım sitelerini pragmatik doğrultuda kullanmak.
*
çokça şiir ezberlemek.
*

1 Ekim 2010 Cuma

Cennetin Ortası: Kitap

Konfüçyüs ne güzel söylemiş: Tanrı'm! Bana içi kitaplarla bahçesi çiçeklerle dolu bir ev ver...
şimdi paylaşacağım fotoğraflara pekguzelseyler.blogspot üzerinden ulaştım. hakkını yemeyelim, blogda çok orijinal yazılar, haberler, yorumlar ve tabi ki fotoğraflar var. 

bu karelere ulaştığım asıl adres ise http://bookshelfporn.com



Hele şu kütüphanede ders çalışmak için New York'a gidesi gelir insanın. New York Halk Kütüphanesine bir bakın, bir de bizimkilerine...

Farklı tasarıma sahip birkaç kitaplık ile gözlere ve dimağlara ziyafet...



İnsanın hayal dünyası ne kadar geniş olursa, ortaya çıkan eserler de o kadar muazzam ve harikulade oluyor. Unutmayalım, insan bu dünyaya ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül(olgunlaşmak/kemale ermek) etmek için gelmiştir.

Herkesin bir kelimesi vardır. Ya seninki?

En çok okunan yazılar

Etiketler

Pages

Buscar