20 Eylül 2010 Pazartesi

Hikayeler- Ahmet Hamdi Tanpınar

Bugünlerde Ahmet Hamdi Tanpınar'ın Dergah Yayınlarından çıkan "Hikayeler"ini okuyorum. Kendisi  çok sevdiğim, yazılarına ehemmiyet verdiğim, kitaplarını başucu kitabı ilan ettiğim yazarlardan biridir. Bazı cümle ve tasvirlerinden öyle keyif alıyorum ki okurken adeta bir lezzet hissiyle coşuyorum. 
Yazar hikayelerini anlatırken, sadece olaylara dokunup geçmiyor; durum tahlilleri ve insan psikolojisine dair analizlerle bize hayata dair pek çok ipucu sunuyor. "Huzur" romanını okuyanlar ne demek istediğimi çok iyi bilir; Mümtaz ile Nuran aşkının İstanbulla bütünleşmesi neydi öyle! Hatırlayın bir...

Kitaptan altı çizili satırlar:

"Bir hayatı yalanlarından temizlemek, onu olduğu gibi, sadece kendi hakikati olarak ortaya koymak güzel şeydi."

"Bazı rüyaların anlatılması imkansızdır."

"Bilmem sizde de böyle midir; yolculuk benim üzerimde daima iyi ve unutturucu bir tesir yapar. Istıraplarımızın, üzüntülerimizin mekanla, yahut hayatımızın tabii muhiti ile sıkı bir alakası olsa gerek."

"Göz korkunç bir şahit değil mi? Yahut korkunç ayna... Her şeyi ifşa ediyorlar. Hele hislerimizi gizlemek isteyince bakışlarımız nasıl değişir? Kaskatı olurlar. Ve biz gizledik sanırız."

Son alıntıyı mükemmel bulduğum bir betimlemesini sizlerle paylaşarak yazıyı sonlandırıyorum.

"Bütün hayaller, içinde en ufak bir zembereği kımıldatmadan, bir kayanın üzerinden aşan dalgalar gibi beyhude ve kendisine yabancı akıp gittiler."

Çoğu zaman biz de hayallerimiz için böylesi hisseder ama bir türlü dile getiremeyiz değil mi?

Hiç yorum yok:

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...