17 Ağustos 2010 Salı

Bir Ezan Sesine Hasret



Yeni bir gün, yeni bir ay doğuyordu pencereme. Kuşlar çoktan zikirlerine başlamış, ötüşüyor; çiçekler bin bir zarafetiyle açmış, bakınıyor; dallar meyveye durmuş, olgunlaşıyor; kâinat helecan ve titizlikle görevini yerine getiriyordu. Çok uzaklardan armonika sesleri geliyordu geçmiş günleri hatırlatan, hani çocukluğumuzu…  Zaman artarak anlam kazanıyor; ebediyete uzanıyordu sanki. Ruh ve bedenin yenilenmeye ihtiyacı olduğu bir vakitte, çıkageliyor Ramazan tüm güzelliğiyle.
 Bir ezan sesine hasret bekliyorduk öylece; çaresiz, sessiz ve sabırla…
 İftar masasındaydık tüm aile. Bekleşiyorduk; kimse yemeğe uzatamıyordu ellerini… Kimse dokunamıyordu ekmeğe… Kimse yakan, bunaltan sıcağa rağmen dikemiyordu bir bardak buz gibi suyu delicesine… Kimse kızamıyordu birbirine… Çocuk aklımız, safderun kalbimizle bile kavrayabiliyorduk, kendini tutmanın ne demek olduğunu.
 Biz çocukları melekler doyuruyordu, unutuveriyorduk niyetli olduğumuzu, fırından aldığımız sıcacık pideyi kenarından koparıp yemeğe başlıyorduk. Eve geldiğimizde yarılanmış pide, yüzümüzde tuhaf bir tebessüm ile bakakalıyorduk anne-babamızın suratına.
 Hatıralar tecrübelere karışıyor; bir “oruç” bize neleri öğretiyor yeni baştan.
 Susuyorduk; kızmamak, kötü sözler sarf etmemek için.
 Dinliyorduk; Kur’an sesiyle mest oluyordu ruhumuz, canımız.
 Görüyorduk; âlemdeki sanatı, bize verilen harikulade eşsiz nimetleri fark ediyor, mahlûkatın yaratıcısı Sani-i Kerim’e şükürler ediyorduk.
 Boşluğun derin girdaplarında kaybolmaya başlayan benliğimiz, ipil ipil yağan rahmetin altında can buluyor, sükûna eriyor, derken kendine geliyordu. Ve şair umudumuzu ne de güzel dile getiriyordu:
 Alnımız secdede bulsun bizi her lahza ezan /Ve hazin ömrümüzün her günü olsun Ramazan / Zikrimiz Arş'-ı geçip fecre kadar yükselsin /Mâveralardan ümîd ettiğimiz ses gelsin.*
 Şehr-i Ramazan’ın hürmetine hayat yine, yeni ve yeniden başlıyordu.

*Faruk Nafiz Çamlıbel

İlahiyathaber.com'daki Ağustos yazım...

1 yorum:

Merve Alaçatı dedi ki...

Daha uzun yıllar blog yazmanız dileğiyle..

Yol yorgunu

insan yorgunken ne kelimelerini yerli yerince kullanabiliyor, ne gezmeye vakit ayırabiliyor ne de film izleyip kitap okuyabiliyor. en bas...